27 Şubat 2013 Çarşamba

11'li Mim mi?

Hi, everybody!  Nasılsınız, inşallah iyisinizdir. Uzun zamandır yine olmadığımın farkındayım ve bu açığı kapatmaya geldim. Benim yokluğumdan uzun zaman önceden beri bekleyen mimlerim var ve okullar açılmadan yazayım dedim. Herkesin yaptığı bir mim bu. Öyle ki tam beş kişi tarafından mimlenmişim. Normal bir mim de değil yani. Herkesin sorularına cevap vermek zorundayım. 11’li mimi yazmak istedim ama beş çarpı on bir ne yapar? Evet, 55 yapar. Şimdi ben bu 55 soruyu nasıl cevaplandıracağım dedim ve imkânsız olduğuna karar verdim. Yazsam bile buraya sığmaz bu bir. Hadi sığdı diyelim, kimse benim hakkımdaki 55 gerçekle ilgilenip sonuna kadar okumaz bu iki. Eee, böyle olunca bende her çingumun yolladığı sorulardan üçer tane seçip kimseyi kırmamaya karar verdim. Böylece bana cevaplayacak 15 soru kaldı. Sessizgemi, Irmak, Ezgi, Romanlardaki prenses ve vikik çingularıma çok teşekkür edip cevaplarıma geçiyorum.

Romanlardaki prenses 

Sizce gelmiş geçmiş en iyi icat?
Kesinlikle telefon derim ben. Neden mi? Şu dünyada telefon olmadığını bir düşünsenize… Eski çağlardaki gibi haberleşmek için güvercinler, kuzgunlar kullandığımızı bir düşünün. Acaba kuş yerine ulaştı mı? Oraya gitmesi ne kadar sürdü? Ne kadar zaman sonra cevap gelir? Kendinden büyük kuşlar ya da karnı acıkmış bir insan tarafından avlandı mı? Mesajınızla birlikte öldü ve sizin umutlarınızı da öldürdü mü? Ya cevap gelmezse? Kuş olması gereken yere ulaştıysa bile karşı taraf bana kuş falan gelmedi triplerine girip size cevap atma zahmetine girmezse ne olacak? Bir ulak ile haber yolladığımızı düşünelim, o zaman da ulağın yolda giderken başına bir şey gelip gelmeyeceği garanti mi?  Falan filan bir sürü felaket senaryosu türetebiliriz. Yaşadığımız şu çağa gelmemize çok büyük katkıları olan bütün mucitlerin emeklerine saygım sonsuz. Yapılan bütün icatların hayatımıza kolaylaştırdığı yadsınamaz bir gerçek, ama telefonun yeri ayrı. Hayır, yanlış anlaşılmasın telefonu eline Japon yapıştırıcısıyla yapıştırıp gece gündüz ayrılamayan, hatta telefonla yatan insanlardan değilim ben. Uyurken telefonu yastığının yanına koyan insanları da hiç anlamam bu arada. Ben telefonumu alarmı duyabileceğim kadar yakın, bana zarar vermediğine inandığım kadar uzak tutmaya çalışırım. Zararlı sinyallerden ne kadar korunduğum tartışılır ama hadi neyse. Hı, ne diyordum… Telefonu gerekmediği zaman kullanmayı sevmem. Mesaj atmak tamam da, birisiyle konuşacaksam şekilden şekle girerim, karnıma ağrılar falan saplanır. Özellikle tanımadığım birisiyse, böyle önemli bir telefonsa falan telefon etmeden alıştırma yaparım. Ben telefonla konuşmayı ne kadar sevmesem de kendileri çok muhterem bir icattır, bunun da farkındayım. Sevdiğimiz bir insandan haber alınca, onun sesi karşı taraftan yankılanınca, bazen kilometrelerce uzaktan size ulaşınca, endişe ettiğiniz her şeyin tek bir kelimeyle son bulduğu o an… ‘’Alo’’ 
Paha biçilemez bir andır. Evet, saygılar Alexander Graham Bell.

 Asla yapmam deyip yaptıklarınız?
Asla yapmam ya da kesinlikle yaparım dediğim şeyler yoktur. Büyük konuşmayı sevmem çünkü asla yapmam dediğimiz şeyler daima gün gelip te yaptığımız daha doğrusu yapmak zorunda kaldığımız şeylere dönüşür.

Kimin yerinde olmak isterdiniz?
Kimsenin.
'’Neden, sen büyük atanın evladı mısın? Kendini herkesten üstün mü görüyorsun yoksa?’’ dediğinizi duyar gibiyim. Ama yanlış anlamayın öyle bir şey yok. Bence insan başkalarının yaşamına, bedenine, mevkisine, başarılarına vs. göz dikmemeli. İnsan önce kendisini sevmeyi bilmeli, kendi olduğu şeyden memnun olmalı. ‘’Ayyy keşke şunun yerinde olsaydım. O eşyadan bende de olsaydı,’’ diyerek başkalarının olana göz dikmek ve onun olduğu konumu gözünde büyütmek kendimize yaptığımız en büyük kötülüktür.

Sessizgemi 

Yaşamayı istediğiniz bir dönem ya da çağ var mı? Varsa nedir?
Orta Çağ Avrupası’nda yaşamak isterdim. Mimarisi, savaş silahları, kıyafetleri büyüler beni. O şatolar, kaleler ah ah… Yakından hiç görmedim, ama resimlerine her baktığımda o taş duvarların arasında yaşamanın nasıl bir his olduğunu merak ederim. Acaba orada yaşayan krallar ve kraliçeler, prensesler ve prensler, lordlar ve leydiler neler hissetmişlerdir? Nasıl sevinçler ve acılar yaşamışlardır? Evlerine gelen misafirlerini nasıl ağırlamışlardır? İçlerinde yaşamanın nasıl bir his olduğunu hiç öğrenemeyecek olsam da bir gün dünyadaki bütün şatoları gezmek isterim, sanırım bunu yapabilirim umarım. 
Zırhları içindeki Şövalyelerin savaş alanında kullandıkları kılıçları ve kılıçlardan çıkan sesleri duymak isterdim mesela. Oklar, mızraklar ve kılıçlarla onurlu bir şekilde kazanılan savaşlar görmek isterdim. Şimdiki gibi nükleerdi, kimyasaldı, biyolojik silahlarla değil.
Sabahları soylu kadınların giydikleri dantellerle süslenmiş ipek, saten kabarık elbiseleri giymek isterdim. Saçlarımı lüle lüle yapıp at arabam içinde ya da atım üstünde dolaşmak isterdim. Geceleri ise kadın şövalye olup savaşlara katılmak isterdim.

Diyelim ki yeni üretilen leziz mi leziz, iddialı bir çikolataya sizin istediğiniz bir ismi koyacaklar. Ne olsun isterdiniz?
‘’Ham Ham’’ diye bir isim koyardım. Daha orijinal bir şey bulmak isterdim ama isim konusunda çok yeteneksizim ya. Çikolatanın şanına yakışır bir ad olmadı ama yerken adını unuturuz nasılsa.

Size sihirli bir değnek veriyorum. Ve ne isterseniz onu yapacaksınız diyorum ama sadece bir kere kullanma hakkınız var. Ne yapardınız?
Sonsuza kadar kullanacağım bir başka sihirli değneğe dönüşmesini sağlardım. Böyle bir gücü vardır herhalde, değil mi? 

Vikik

Sen ve en yakın arkadaşın  pijama partisi yaptınız. Konuşacağınız konular ne olurdu, kaçta uyurdunuz?
Oh ne güzel ya! Çok geç yatarız bi kere. İlk önce güzel bir dedikodu yaparız. Öyle arkadaşları çekiştirdiğimiz falan sanmayın hocaları çekiştiririz büyük ihtimalle. Sonra film izleriz sonra bir tane daha. En sonunda da film hakkında konuşarak geceyi noktalarız. Ertesi günde öğlene kadar uyuruz sanırım, o kadar geç yatınca.

Herhangi bir müzik aleti çalabiliyor musun?
Geçen sene kemana başlamıştım. Hiç deneyimim olmamasına rağmen hocam, ‘’Daha önce çaldın mı? Tutuşların falan eğitim almışsın gibi,’’ demişti. Ne yazık ki bu sene kemanı bıraktım. İlk olarak hocam KPSS ile atandı. Onun adına çok sevindim ama yeni gelen hocaya ısınamadım. Derse geç başlayıp erken bırakıyordu. Zaten haftada bir saat ders alıyorum, hoca da kendi kafasından ders saatlerini azaltınca o bir saat oluyor mu sana 40-45 dakika. Bende bıraktım. Bu olayın üstüne alttan kalan derslerim de tuz biber ekti tabii. Böylece bu sene elime kemanın ‘’K’’sini almamış oldum. İnşallah seneye başlamayı düşünüyorum başka bir yerde tabii.

Anne olunca çocuğuna vereceğin ya da verdiğin isimler neler olabilir?
Kız olursa Mariye vermek isterim. Yabancı bir isimmiş gibi duruyor ama değil. Kuran’da geçiyormuş. İsmin kökü Meryem ve Maria anlaşıldığı gibi. 
Hz. Mâriye, Peygamber efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice'den dünyaya gelen erkek çocuğundan sonra ikinci erkek çocuğu İbrahim’in annesiymiş.
Erkek olursa da, Eray ismi hoşuma gitmiştir her zaman. 

Irmak

Sizin de mi Kore aşkınız TRT ile başladı? 
Hayır, benim farklı bir hikâyem var. İzleyecek güzel filmler arayan kardeşim bir gün elinde bir listeyle çıka geldi. ‘’Abla, bu filmleri indir. Herkes çok beğenmiş. Şu filmde çok gülmüşler. Bu filmde ağlaya ağlaya bir hal olmuşlar, mendiller yetmemiş. Saatlerce ağlamışlar.’’
Bazı filmlerin ilginç ilginç isimleri var filmlerin. ‘’Sad Movie (Acıklı Film), A Moment to Remember (Hatırlanacak bir Anı), I ‘m a Cyborg, But That's OK (Ben bir Robotum ama Sorun Değil), Boş Ev, İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış, Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum (Japon filmi de vardı aralarda ancak çoğunluk Kore’ydi.)
Dizilerden ismi en çok ilgimi çeken de I’m Sorry, I Love You (Özür Dilerim Ama Seni Seviyorum) olmuştu. 
‘’Ya bu isimler ne? Yanlış görmüşsündür. Hangi ülkenin sineması bunlar,’’ deyip listeyi bir kenara attım. Çünkü benim için Amerikan sinemasından başka sinema yoktu o zamanlar. Başkalarının da güzel filmler çekebileceğine dair inancım yoktu. Kardeşimde ‘’Güney Kore, çok güzel filmler yapıyorlarmış,’’ dedi. Bende ‘’Tabii öyledir,’’ dedim içimden. ‘’Tamam, sonra indiririm izleriz,’’ bahaneleriyle başımdan savdım kardeşimi. Ama o peşimi bırakır mı? Filmleri indirene kadar başımın etini yedi. Neyse, indirdim ve beni de izlemeye ikna etti. Ve o an ‘’Tak!’’ Suratımın tam ortasına bir darbe yedim. Hayatımda bir dönüm noktası oldu bu. İlk izlediğimiz film My Sassy Girl ve Daisy oldu. İkisini de çok sevdik. My Sassy Girl ile güldük, biraz hüzünlendik. Daisy ile aşk filmlerine olan bakış açımız değişti. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi. Sizlerinde tecrübe ettiğiniz gibi Kore sinemasına sadece bir filmle bağlanabilirsiniz. İşte benim maceram böyle başladı.

Spor yapmaya karar verdiniz diyelim. Hangi aktiviteyi seçersiniz?
Dövüş sporlarını tercih ederim. Küçükken annemle babama çok yalvardım, ‘’Beni kareteye yollayın. Noluuuuuuuurrrrrrr!’’ diye ama bir türlü yollamadılar ya. Yinede  bir gün elim ekmek tutmaya başlayınca gideceğim, içimde kalacak yoksa.

Gerçekten Güney Kore Amerika'dan, İtalya'dan, Fransa'dan önce mi?
Evet, tabii ki de. Ya ben önceden Amerikan sinemasına bayılırdım evet ama Amerikalılara bir sempatim yoktu yani. Hani Amerikan özentisi gençler vardır ya kesinlikle onlardan değildim. İtalya desen, sadece gezip görmek isterim. Orta Çağ Mimari eserleri bir harika. Venedik desen zaten bambaşka bir güzellik. Fransız sinemasıyla ve insanlarıyla hiçbir zaman işim olmadı. Kendilerini çok soğuk bulurdum, halen de öyle. Ben İngiliz aşığıydım. Şimdi yine sempati besliyorum İngilizlere ama eskisi kadar değil. Büyük Britanya’yı gezmek istiyorum ilerde. Oralar bana çok fantastik geliyor nedense. Sanki gerçekten fantastik dünya diye bir yer olsaydı orası kesinlikle İngiltere, İskoçya, İrlanda topraklarını kapsar gibime geliyor. 
Ama şu an bana en sempatik gelen ülkelerden biri Güney Kore ve Japonya. Nedeni bence hepimizin bildiği bir şey. İnsanları bize çok yakın. Büyüklere olan saygıları, aile bağları, eve ayakkabıyla girmemeleri (biraz saçma bi neden sanki ama gerçekten çok garibime gitmişti bu ayrıntı. Diğer ülkelerin filmlerini izlerken bodoslama dalıyorlar evlere ayakkabıyla) bu liste uzar böyle işte. Anladınız siz beni. Ama ben Kore’yi çok turistik bir yer olarak görmüyorum. Japonya’da daha çok gezilecek görülecek yer varmış gibime geliyor. Yinede neticede Güney Kore ve Japonya’yı insanlarından dolayı seviyorum. Bilmiyorum, şimdi buradan seviyorum demesi kolay bir de oralara gidip tecrübe etmek lazım.

Ezgi

Duygusal şarkıları mı daha çok seversin, hareketli olanları mı?
Ruh halime göre değişir o seçim. Ama daha çok karamsar bu ruh hali içinde olduğumdan duygusal şarkıları tercih ederim. Bazen tam tersini uygulamaya da çalışıyorum. Yani mesela moralim bozuksa ve kafama takmamaya çalışıyorsam hareketli bir şarkı dinleyerek ruhumu terbiye etmeye çalışırım ki o kötü modan çıkıp zihnimi dağıtabileyim ve keyfim yerine gelsin. 

Çok paran olsaydı yapmak isteyeceğin ilk şey ne olurdu?
Dünya turu yapardım ilk olarak. Sevdiğim sanatçıların konserlerine giderdim, en önlerden bilet alıp göz göze dip dibe konserlerini izlemek isterdim. Ya da daha iyisi konser salonundaki bütün yerleri satın alıp sadece ve sadece kendime konser verdirirdim. Hahaha! Çok görgüsüz gözükürdüm o zaman ama dimi ya. Ne yapmak lazım ki? Hımm… Tamam, bende yanıma birkaç arkadaşımı alıp kapatırdım salonu. Evet, sanki böyle daha iyi oldu. 
Şaka bir yana çok param olsa yardıma muhtaçlara yardım etmek isterdim. Bir bina yaptırıp omlara ev,  yemek ve iş imkânları sunmak isterdim. Afrika ve diğer fakir ülkelere yardım yapardım. 

Sana çok anlam ifade eden bir şarkı seçersen bu hangisi olur?
Bigbang – Blue olurdu sanırım. O şarkıyı hiç sıkılmadan ömrümün sonuna kadar dinleyebilirim. Blue benim Bigbang ile tanıştıran, daha doğrusu o çocuklara karşı önyargımı yıkıp kendilerini sevmemi sağlayan bir şarkıdır ve benim için her zaman farklı bir yeri olacaktır.  Görünüşlerinden dolayı antipatik bulurdum ben önceden Bigbang’i. Ne bilim çok aykırıydılar. Sonra bi ara tesadüfen G-Dragon’un esrar skandalı haberini gördüm ve  iyicene soğudum ben bunlardan. T.O.P’nin kaşlarını Star Trek Serisindeki Mr. Spock’a benzetirdim. Yani aramız bayağı bir açıktı Bigbang’le. 
Bir gün youtube’da dolanırken Love Song şarkısına denk geldim ve açtım dinledim. Kendime itiraf edemedim ama beğenmiştim. ‘’Hımm, bu şarkıları fena değilmiş,’’ deyip indirdim. Arada açar dinerdim ama asıl hayranlığım geçen seneki çıkışlarıyla oldu. Şimdi neden daha az dalga geçip daha çok dinlemeye yeltenmedim diye kızıyorum kendime. ‘’Bu mükemmel grubu neden daha önce keşfedemedim? Neden içlerini göremedim de dışarıdan yargıladım?’’ Ah, be çok kızıyorum kendime. 
Şimdi neredeyse bütün şarkılarını seviyorum. Bigbang hayatıma çok zor girdi ama bir daha çıkarmaya niyetim yok. Dağılsalar da, yaşlanıp müziği bıraksalar da ben onları dinlemeye devam edeceğim. Çocuklarıma ve torunlarıma da dinleteceğim.

Bu mimi yapmayan blogger kalmadı diye biliyorum o yüzden kimseyi mimlemiyorum. Ama yapmayan ve yapmak isteyen varsa söylemesi yeterli. :)

10 yorum:

  1. Yeni yazını görünce sevindim çingum:) hoşgeldin demeliyim sanırım:)
    Telefon konusunda yüzde yüz katılıyorum. Harika bir icat, ama bana göre değil:)
    Kardeşinin sana yaptıklarını şimdi ben ablama yapıyorum. Ama ablam inattır filmlerini sevse de Kore'ye karşı hala mesafeli. Bir türlü alıştıramadım:(
    Ve seni ifade eden şarkı cevabına yürekten katılıyorum. Benim için Blue bambaşka bir yerde!Hem Bigbang'i tanımam açısından hem de bana hayatım boyunca dinleyeceğim bir şarkı kazandırması açısından! Ve daha bir çok açıdan:))
    Ellerine sağlık çingum,dolu dolu güzel bir yazı olmuş:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşbuldum çingum. :))
      Aaa niye ya bu akıma hemen kapılması gerekiyordu oysaki. Kore sevilmez mi ya. :)
      PSY'dan sonra sevmesi lazımdı. Önceden Kore'ye dudak büken insanların hepsi şimdi ayıla bayıla Gangnam Style'ı dinliyor ya bu şarkıda ablanı etkilemediyse o zaman ablan umutsuz vaka sanırım. :( Hemen tanıyı da koydum bak. :P
      Seninde yorumuna sağlık çingum. :))

      Sil
  2. Çingu okuması çok zevkli bir yazı olmuş çoğu cevabını sana uydursam da arada çakallıklarında gözümden kaçmadı :D O ne öyle sonsuza kadar kullanacağım ddeğnek istiyorum hiç olur mu öyle şey :):)

    Ortaçağ avrupası cidden benimde çok ilgimi çeker çok farklı değişik hoş bir dönem ama ayrıca Ortaçağ anadolusunu da merak ediyorum.Sanırsam ben tarihi seviyorum :D

    Ahh keman dedin çingu yaa!Ne zamandır bir kursa gitmek istiyordum ne olsun ne olsun dedim keman dedim çocukluk hayalim güzel olur ama bu seferde hala bi türlü nasip olmadı.Bakalım başlayabilecek miyim?Bir de yaşlandım artık diye vazmıgeçsem bu sevdadan diyorum ama bilmiyorum bakalım görelim işte :D

    Big Bang için yaşadığını ben genel kore şarkıları için yaşamıştım püfff çok dandiktir bunlar diye düşünüyordum. Kazara ve kardeşimden dolayı mecburen dinleyince öyle olmadığını farkettim başta bozuldum ama şimdi şekil a gayet mutluyuz.Yani çok kızma kendine normal bir durum önyargın^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olmaz mı? :(( Ama olması lazım. Bir kerecik kullanılabilir demiş, şu ya da bu şekil diye sınırlandırmamış ki. :(( Olmaz mı diyorsun yani çingum.

      Çingu bende tereddüt etmiştim baştan. ''Acaba hoca benimle dalga geçer mi? Kazık kadar olmuş bu saatten sonra keman virtözü olacağını mı zannediyor?'' der diye acayip stres yapmıştım ama hiç öyle bir endişen olmasın. Resim kursuna da gidiyordum ve oradaki bir adam her gün ayrı kursa gidiyormuş ve orta yaşlarındaydı. Yani demem o ki bu işlerin yaşı yok içinde kalmasın bence git. :))

      Aynı bende aslında K-Pop'a önyargılıydım ama Bigbang'a daha çok önyargılı bakıyordum. Neyse ama dediğin gibi şu an mutluyuz, önemli olan o. :)) Yorumun için teşekkür ederim çingum. :))

      Sil
  3. çok güzel olmuş unni eline sağlık ^^
    seni buralarda görmek çok güzel özletme kendini :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmene sevindim canım. :D
      İnşallah özletmicem bundan sonra. :D

      Sil
  4. Ah çingum bütün yanıtlarını çok sevdim :) Seninle çok benziyoruz yahu ^^ Her cevabına ayrı ayrı katılıyorum :) Bigbang'e özel olarak değinmeden edemeyeceğim, ben de ilk başta hiç haz etmemiştim onlardan çok farklı ve antipatik gelmişlerdi :) Sonra Haru Haru'yu dinledim ve şaşırdım kaldım, bir süre o şarkıyı tekrar tekrar dinledim. Sonrası malum tabii:) Dediğin gibi keşke ilk başta önyargılı davranmasaydım ama elimizde değil ki, çok farklı olduklarından insan algılamakta önce bi sorun yaşıyor sonra da tek bir şarkıyla duvara çarpmış gibi olup kendine geliyor ve işte sonra yeni bir VIP doğuyor :D:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hehehe nasıl VIP olunduğunu çok iyi tanımlamışsın çingum. :D Ama şimdi, önceden bana çok garip gelen tarzlarını da çok seviyorum. Şarkıları hakkında çok fazla şey söylemeye gerek yok, tek kelime ile harikalar. :)) Ben birde Bigbang'in şarkılarının eskimemesini seviyorum. Bin kere dinlediğim bir şarkıyı aynı beğeniyle bin birinci kez dinleyebiliyorum. :)
      İkiz olduğumuzu zaten hep söylüyoruz. O yüzden şaşırmadım ama tekrar mutlu oldum bu duruma. :)

      Sil
  5. Eline sağlık.Cevaplarını çok beğendim...Seninle ilgili 15 gerçek daha öğrenmiş bulundum..En sonda torunlarıma falan dinletcem diyosun kesin sen deli Nine olursun böyle radyonu omzuna alır hadi coşalım falan diye bigbang'ın şarkısını açarsın..şaka bi yana Nedense bende pek ısınamadım inşallah senin gibi bir şarkıyla çıkışı yapıp dinlemeye başlarım..Aslında birkaç şarkılarını beğendim fakat pek ısınamadım.Tabi o zamandan bu zamana fikrim değişmiş olabilir.Bi ara tekrar açıp dinleyeyim en iyisi..

    Bu arada herşeyin öğretmende bittiğini kanıtlamış oldun Müzik öğretmeni bile kötü olursa öğrenci o dersten bunalıyo,sıkılıyo.

    Pijama partisini de çok beğendim..Araya biraz(değil çok fazla) abur cubur sıkıştırırsak bende gelirim.

    Bu vesileyle kardeşinin senden daha akıllı olduğunu öğrenmiş bulunduk..Kardeşin gelmiş seyredelim demiş sen resmen kardeşini kovmuşsun hiç beklemezdim... ^_^

    4'lü 4'lü yapmanda iyi olmuş..yoksa bende yazabileceğini düşünmüyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gün geçtikçe sanal alemdeki kişiliğimi açığa vuruyorum desene. :)) O kadar abartmam. :) Apaçi dansında coşan dedenin başına neler geldiğini hepimiz gördük. Bu olaydan ders alırım ben ve sadece torunumu kaçamayacağı şekilde yanıma oturtur kulaklarım duymayacağı için müziğin sesini sonuna kadar açarım hahaha. Çok komik olurdu gerçi benim torum Fantastic Baby'i duyunca yerinde durur mu bilemem. :D

      Umarım Bigbang'e sende ısınırsın en tez vakitte. :)

      Aaa abur cubur kısmını yazmamış mıyım? Abur cubursuz pijama partisi olur mu Irmak? Ve sensiz? Beklerim tabii ki. :D

      Kardeşim benden daha akıllıdır zaten, bu konuda da kanıtlamış oldu. :D

      Sil